
Alec Touati, modern bir finans dehası ve çok milyarlık bir iş imparatorluğunun kurucusudur. Ancak, yoğun iş hayatının stres ve boşluğu arasında, sürekli olarak gizemli, büyülü bir Fas kalesinin olduğu vizyonlar ve geri dönüşler görmeye başlar.
Bu doğaüstü deneyimler, Alec’in hayatını altüst eder ve onu sadece zenginlikten ibaret olmayan, daha büyük bir kaderi olduğuna inandırır. Gördüğü manzaraların peşine düşerek Beverly Hills’teki hayatını bırakır ve Kuzey Afrika’nın çöllerindeki o eski, perili kaleye doğru yola çıkar.
Fas’ta, kalenin bakımını üstlenen yerel bir kadının torunu olan Hanna ile tanışır. Hanna, Alec’in aradığı cevapların anahtarıdır. Ona, kendi annesinin kalple parçalayıcı hikayesini anlatır: Annesi, genç yaşta zorla güçlü bir Suudi prensle evlendirilmiş, ancak tüm gelenekleri hiçe sayarak kalenin dürüst bakıcısına gizlice aşık olmuştur. Bu yasak ve tutkulu ilişki, trajik bir kayıp ve gizemli bir miras bırakarak sona ermiştir.