

“Bugün gurur duyduğumuz ve sımsıkı tutunduğumuz benliğimiz, dün nefret edip arkamızda bıraktığımız o insanın omuzlarında yükseliyor olabilir mi?” sorusunu soran yapım, insan psikolojisinin trajik bir ironisini işliyor. Kendisini geçmişinden tamamen soyutladığını ve yepyeni bir sayfa açtığını sanan bir adamın, aslında her adımında eski benliğinin ayak izlerine bastığını fark etmesi anlatının kalbini oluşturuyor. Zamanın doğrusal bir çizgide değil, kendi kuyruğunu ısıran bir yılan gibi dairesel ilerlediğini felsefi bir dille savunan film, insan doğasının en derin çelişkilerini masaya yatırıyor.