
Bakın dostlar, bu film sadece bir “marka öyküsü” değil. Bu, aslında bir adamın (Desiraju Hanumanta Rao) sömürge döneminin zorlukları içinde, kendi halkına derman olma çabasının, o bitmek bilmeyen inatçı girişimciliğinin destanı. filmci dayiekibi olarak, o bitkisel karışımların, o keskin mentol kokusunun ve bir halkın güvenini kazanmanın o zorlu yolculuğunun tam göbeğine daldık. Hazırsanız, bu “sabır ve başarı” mevzusunu masaya yatıralım!
Yapımdaki o dönem ruhu o kadar iyi yansıtılmış ki; sanki ekrandan o eski matbaa kokusu, o taze bitkilerin aroması burnunuza geliyor. Başrolün o azimli, “Bu kutuya sadece merhem değil, bir milletin umudunu koyuyorum” diyen duruşu… Adam resmen “Benim işim çözüm üretmek, engeller sadece yolun bir parçası” modunda. Sizce de bazen en büyük güç, herkesin “olmaz” dediği o küçük bir kavanozun içine koca bir gelecek sığdırabilmek değil midir?