

“Elara, genç yaşta nişanlandığı lise aşkıyla mutlu, toplum normlarına sıkı sıkıya bağlı ve katı muhafazakar bir yaşam süren bir kadındır. Hayatı, her detayıyla planlanmış, duygusal olarak güvenli ve beklentilerle dolu, adeta kusursuz bir tablodur. Ancak bu düzen, onu ölümün eşiğine getiren beklenmedik bir kalp rahatsızlığıyla sarsılır.
Geçirdiği kritik bir kalp nakli ameliyatı, Elara’nın hayatını kurtarır ancak aynı zamanda geri dönüşü olmayan bir değişimi başlatır. Ameliyat sonrası iyileşme sürecinde Elara, kendisinde daha önce var olmayan, yabancı ve beklenmedik derecede vahşi arzular, agresif eğilimler ve sınır tanımaz bir cinsel enerji keşfeder.
Nakledilen kalbin, önceki sahibinin anılarını, tutkularını ve kişiliğinin bir parçasını taşıdığına dair bilimsel olarak tartışmalı, ancak sinematik açıdan güçlü olan ‘hücresel hafıza’ teorisi gerçeğe dönüşür. Elara, kendisinin ve çevresindekilerin asla tahmin edemeyeceği bir hayat süren, muhtemelen asi, özgür ruhlu ve tehlikeli birinden kalan bu ‘yeni duygularla’ mücadele eder